Vatandaş Nedir Kısaca? – Kayseri’nin Sokaklarında Bir Yürüyüşün Ardında
Kayseri, sokaklarında yürürken her köşe başı, her eski taş duvar bana bir şeyler fısıldar. Bazen de hislerim bu taşların arasında kaybolur, yankılanan bir sessizliğe dönüşür. Benim için vatandaş olmanın ne demek olduğunu anlamaya çalıştığım o günde de sokaklar bana cevaplarımı sundu. Her şey o sabah başladı…
—
Bir Sabah, Bir Yolculuk
Bazen bir sabah uyanırsın ve her şeyin değişeceğini hissedersin. Yatakta sırt üstü uzanırken, pencerenin kenarına düşen güneş ışığının ısısını hissedersin ama bu kez farklıdır. İçindeki bir ses, seni bir şeyler yapmaya çağırır. O gün, Kayseri’nin eski sokaklarında yürümeye karar verdim. Neden bilmiyorum ama bir arayış vardı içimde. Belki de kim olduğunu, neyi savunduğunu ya da sonunda kim olacağını anlamaya çalışıyordum.
Eğer “vatandaş” kelimesini bana sorarsanız, kesinlikle tanımlamakta zorlanırım. Çünkü bu kelime sadece bir yasal statüyü ifade etmekle kalmaz; bir kimlik, bir aidiyet duygusunu, bir sorumluluğu da beraberinde getirir. Ama bunlar hep soyut şeyler. Bir gün, Kayseri’nin eski mahallelerinden birine adım attığımda, vatandaşı gerçekten hissettim.
Kayseri’nin Eski Sokaklarında Bir Yürüyüş
Kayseri’nin en eski sokaklarından birine adım attım. Her köşe başı, her eski taş duvar bana tanıdık geliyordu. Kayseri’de büyüdüm, ama bu sabah, her şey bana yeni geliyordu. Eskiden kimse dikkat etmezdi bu taşlara. Hızla geçilirdi, aceleyle yürünürdü. Oysa o sabah, her taşın ardında bir anlam arayarak yürümek istiyordum.
Birden bir grup çocuk geçti yanımdan. Birinin elinde eski bir top, bir diğeri ise çantasında bir kağıt parçası taşıyor, bir oyun oynamaya hazırlık yapıyorlardı. Aralarındaki enerjiyi hissedebiliyordum; yüzlerinde hala yaşamaya dair umut ve neşe vardı. Bir an, bu çocukları izlerken kaybolan bir şeyin farkına vardım: Vatandaşlık, sadece bir şehirde ya da bir ülkede yaşamak değil, o şehrin, o toplumun bir parçası olmak demekti. O çocuklar, bu sokağın gerçek vatandaşlarıydı. Bir an bile durmaksızın oyun oynayan bu çocuklar, Kayseri’nin ruhunu, dokusunu hissedebiliyordu.
Bu duyguyu daha önce hiç düşünmemiştim: Vatandaşlık demek, bir yerin sokaklarında yürürken, o yerin içinde kaybolmak demekti. O an bu hissi derinden içimde hissettim. Ama yine de cevap alamadım. Neredeyse her şeyin sadece bir anlamdan ibaret olduğuna inanmıştım, ama Kayseri’nin sokaklarında bir şey daha vardı, o da kalpten gelen bir aidiyet duygusuydu. O an, bir köşe başında bir çay ocağının önünden geçerken bir adam bana gülümsedi. Adam, hem Kayseri’nin sokaklarında hem de insanlarıyla bütünleşmişti.
Bir Konuşma, Bir Hayal Kırıklığı
“Ne haber genç?” dedi. Bir an duraksadım. Hiç tanımadığım biri, ama sanki yıllardır tanıyormuş gibiydi. O gülüş, o sıcaklık, bir an Kayseri’nin insanlarına duyduğum saygıyı pekiştirdi. Bir insan, o kadar kolayca vatandaşlık hakkını kazanabilir miydi? Tabii ki, orada doğmuş, büyümüş, Kayseri’nin her bir taşıyla, çay bahçesiyle, sokağındaki insanlarıyla zaman geçirmişti. Bu kadar doğal ve içten bir aidiyet hissini tanımlamak çok zordu.
Ama o adam, bana bir şey daha öğretti: Vatandaşlık sadece bir yerin vatandaşı olmak değildi, orada gerçekten yaşamak, anlamak, insanları anlamak demekti. Fakat içimdeki o büyük soru hala geçmemişti: Gerçekten bir vatandaş olabilir miydim? Ya da belki ben zaten bir vatandaş mıydım?
Bir gün, belki Kayseri sokaklarında bir yabancı gibi yürümem gerektiğini hissedebilirdim. Ama şu an değil, şu an ben bir Kayseri’liydim.
Vatandaş Olmak, Kendini Görebilmek
Gün sona erdi, ancak bir şeye karar vermiştim. Vatandaş olmak, sadece doğduğun yerin çerçevesini almakla kalmaz, orada kendini bulmakla, yaşadığın toplumda yer edinmekle ilgili bir şeydi. O gün, Kayseri sokaklarında yürürken bu gerçeği fark ettim. Bazen bir kimlik, seni yalnızca yasal olarak tanımakla sınırlı kalmaz; seni bir insan olarak, bir yaşamın parçası olarak kabul etmekle ilgilidir.
Gün batarken Kayseri’nin üzerindeki o sarı ışıklar, bana hem umut verdi hem de bir hayal kırıklığı yarattı. İnsanlar birbirlerini selamlıyor, tanıyor, bir araya geliyorlar. Ama ben, vatandaşı olmanın ne demek olduğunu anlamaya çalışıyordum ve belki de cevabı tam olarak bu sokaklarda bulabilirdim. Bir gün belki, o çocukların koştuğu sokaklarda ben de koşarak bir şeyler keşfedecektim. Çünkü bazen en derin anlamlar, her anın içinde gizlidir, sadece onları görmek gerek.
Sonuç: Vatandaşlık Bir Hissiyat Mıdır?
Vatandaşlık, yasal bir tanımdan çok, bir hissiyat olabilir mi? Kayseri’nin sokaklarında, o çocuklarla birlikte oynarken, o yaşlı adamla sohbet ederken, bunu düşündüm. Ben, bir Kayseri’li olarak bu şehrin içinde var olmamı bir aidiyet duygusu olarak kabul ettim. Çünkü bazen kimlik, yaşadığın yerin sınırlarıyla sınırlı değildir; kalbinle hissettiğin, ruhunda yer ettiğin her şeydir.
Ben Kayseri’de doğmuş ve burada büyümüş bir insan olarak, her sokağın her köşe başında, her sohbetin içinde bir şeyler öğrendim. İşte vatandaşı olmak, kaybolmamak, bu şehri anlamak ve ona ait hissetmek demekti. Bu yazıyı yazarken, belki de bir şeyler daha öğrendim. Her insan, içinde yaşadığı toplumu ne kadar hissediyorsa, o kadar vatandaştır.