Dünyanın İlk Dizisi Nedir? Bir İzmirli Gençten Kafadan Çıkmayan Bir Cevap
Herkese merhaba! Şu anda beni bir kafe köşesinde, kahvemi yudumlarken, telefonumda yazı yazarken hayal edin. Burası İzmir, ya da İstanbul, ya da her neresiyse burası, fark etmez… Çünkü şu an bahsedeceğimiz konu tüm dünyada tarihin en eski dizisini tanımlamak. Ben, 25 yaşında, etrafımda sürekli espri yapan ama bir o kadar da fazla düşünen bir gencim. Yani, bir nevi kafadan bir “İzmirli” ama şehir değil, sadece ben. (Yazıyı okurken fazla ciddiye almayın, bazen gerçekten düşünüp düşünüp bir şeye bağlayamam ve başlarım farklı bir hikayeye…)
Her neyse, bugün size biraz dünyamızın ilk dizisinden bahsedeceğiz. Hadi başlayalım, kendinizi rahat hissedin, yazının sonunda hepimiz biraz daha “ilk diziler” konusunda kafa yoracağız.
Dünyanın İlk Dizisi: Hayal mi Gerçek mi?
Bunu yazarken kafamda “dizinin” tam anlamını sorguluyorum: Tek bir olay mı? Yoksa bir hikaye mi? Evet, pek çok kişi şu an “tabii ki” diyecek: “Dünyanın ilk dizisi, televizyonun çıkmasıyla başlar!” Ama durun, durun… Durum o kadar basit değil. Beni tanıyanlar bilir, her şeyi bir kenara koyup önce biraz felsefi bakarım. Yani, “dizi” dediğimizde sadece modern televizyon değil, belki de daha eski zamanlardan gelen bir hikaye anlatma geleneğidir bu. Gerçekten, dünyanın ilk dizisi diyeceğimiz şey ne kadar “dizi” bile değil!
Eğer günümüzden bir yüzyıl önceye gitseydik ve birine “Dizi nedir?” diye sorsaydık, muhtemelen “Bunu sana anlamadım ama benim kızımla dondurmacıya giderken duyduğum bir sesli kitap gibi bir şey!” diyebilirdi. Evet, eski zamanlarda televizyon yoktu, ama kim demiş ki diziler sadece televizyonla başlar?
Kısa Diyalog:
Ben: “Dünyanın ilk dizisi nedir?”
Arkadaşım: “Ya en baştan anlat, bana bir film açmam lazım!”
Ben: “Dizi deyince film mi aklına geliyor?”
Arkadaşım: “Evet ama sesli kitap falan da var, mesela eski zamanlarda kervanlar arasında hikaye anlatırlarmış, değil mi?”
Ben: “İşte, işte, kervanlar arasında o zaman! Bir anlamda ilk diziler onlar! Ama şimdi bile ‘dizi’ deyince, hep o klasik televizyon anlayışı devreye giriyor.”
Peki Ama İlk Dizi Gerçekten Ne Zaman Başladı?
Biraz daha somutlaşalım. Hadi diyelim ki televizyon başında oturan biri olarak düşünmeye başladık ve dijital dünyadaki diziler hakkında konuşalım. Televizyonun ilk zamanlarına gittiğimizde, ilk dizi deneyimi 1930’lar civarına denk gelir. Ama kimse 1930’larda “dizi” dedikleri zaman, modern anlamda bir “dizi” düşünmüyordu.
İlk televizyon dizisi diyebileceğimiz şey “The Queen’s Messenger” (1928) oldu. Peki, şimdi şöyle bir düşünün: Bugün “Netflix Originals” gibi yapımların, öyle heyecan verici hikayeleriyle sosyal medya platformlarına damga vurduğu bir dünyada, The Queen’s Messenger gibi 1928 yapımı bir dizi hiç de göz alıcı gelmiyor. Ama bir şeyi gözden kaçırmayalım: O zamanlar, 15 dakika süren, iki aktörün konuştuğu bir sahne bile dünya çapında bir yenilikti. Adamlar kamerayı kurmuş, iki oyuncuyu oturtmuş, o da ne? Yavaş yavaş, en büyük televizyon devrimini başlatmışlardı.
Dizi Anlatıcılığı: Hikaye Anlatmanın Efsaneleşmiş Yolu
Ve… Dizi dedikçe, şunu da unutmamak gerek: Dizi, aslında sadece bir yolculuktur. Yani, bir hikayeyi birkaç bölümde anlatan o şey… Ancak, burada önemli olan: Dizi dediğimiz şey, modern çağda “sinema” ile, “hikaye anlatıcılığı” ile, “kültür” ile iç içe geçmiştir. Gerçekten, dünyadaki ilk diziler; kervanların, kasaba kahvehanelerinin ve hatta eski zamanlardaki taverna muhabbetlerinin şekillendirdiği birer öncüydü.
Düşünsenize: İzmir’in en köklü sokaklarında bir grup adam, aynı köşe başında her akşam toplanıyor. Sohbet başlıyor, “Bugün kime laf sokacağız?” diye fikirler dönmeye başlıyor. Sonra bir hafta boyunca aynı grup, kiminle neyi paylaşacağını, hangi hikayeyi anlatacağını bilerek her gün sohbet etmeye devam ediyor. Bu da bir anlamda o dönemin dizisi, değil mi? Kimse bunu düşündü mü? Hayır! Ama işte bir bakıma “hikaye anlatıcılığı” tarzı, tıpkı dizilerde olduğu gibi insanları bir araya getiriyor.
Diziler, Sosyal Bütünleşme Aracı Olarak
Yıllar sonra, 1960’lara gittiğimizde ise diziler bambaşka bir seviyeye geldi. İnsanlar, “Dünyanın ilk dizisi nedir?” sorusunu televizyonda oturdukça, günümüzün kültürünü inşa eden bir anlatı aracı olarak kullanmaya başladılar. O kadar ki, televizyon başında ailenin, arkadaşların ve komşuların birlikte izlediği diziler, sosyal bir etkinlik haline geldi.
Ama tabii, bazı dizilerde böyle bir sosyal birleşme oluyor, bazılarında ise evde yalnız, köşede bir yer bulup gülerek izlersiniz. (Hadi itiraf edelim, “Aşk-ı Memnu”daki her hareketi takip etmekle “Breaking Bad”deki kimyasal bileşenleri anlayamamak arasında çok fark yok!)
Benimle Dalga Geçin, Ama Gerçekten “Diziler”deki Çeşitlilik Sizi De Şaşırtabilir!
Aslında, tüm bu yazıyı yazarken kafamda şu da var: Herkesin kendine göre “ilk” dizisi var. Benim için, mesela, dünya üzerindeki ilk dizi o zamanlar babaannemin eski televizyonunda (siyah beyaz) her akşam izlediğimiz Kurtlar Vadisi olabilir. (Evet, her İzmirli’nin içindeki gizli eski dizi sevgisi derinlerde yatıyor!) Ama başkası için ilk dizi “İzmir’in Sefası” ya da “Çocuklar Duymasın” olabilir. Yani, diziler, kişisel bir anlam taşıyabilir.
Kısa Diyalog:
Ben: “İlk dizi bence ‘Kurtlar Vadisi’.”
Arkadaşım: “Ooo, eskiyi mi özlüyorsun?”
Ben: “Hayır, sadece izlediğimde de ‘ben olsam ne yapardım?’ diye düşünürdüm.”
Sonuç: Dizi ve Tarih, Birlikte Her Yerde
Sonuç olarak, dünyanın ilk dizisi bence her zaman toplumsal bir yansıma olmuştur. Hikaye anlatımı, insanlar bir araya geldikçe, zamanla evrim geçirmiştir. Hem de çok…
Kendimizi şimdi daha fazla düşündüğümüz, esprilerle iç içe geçen, daha hızlı ve daha dijital bir dünyada bulsak da, eski zamanlarda dizilerde anlatılmak istenenler hep aynıdır: İnsanlık, birbirinin hayatına girebilir, sevinç ve hüzünle karmaşıklaşabilir, tüm bunlar biz insanları bir araya getirebilir.
Ve elbette, ilk diziyi bir düşünün… Ne zaman başlar? Kim bilir? Ama bir şey kesin: O dizilerde, “hikaye” hep önemliydi. Sadece teknolojiyle şekil aldı, ancak özünü kaybetmedi.
Şimdi, izlediğiniz diziye daha farklı bir gözle bakabilirsiniz, değil mi?