Otizmli birey öğretmen olabilir mi? İzmir sokaklarından sınıfa uzanan dağınık ama renkli bir hikâye
İlgili Makale: Otizm öğretmeni nasıl olunur ?
Sevgili okurlar, Newmacy ekibi olarak bugün “Otizmli birey öğretmen olabilir mi” konusunu sizlerle paylaşmaktan heyecan duyuyoruz.
İzmir’de Bir Sabah ve Kafamın İçindeki Gürültü
İzmir sabahları… Bir yanda simitçiden yükselen o klasik “sıcak simiiiit!”, diğer yanda martıların sanki hayatımı sorguluyormuş gibi bakışları. Ben de 25 yaşında, kahvesiz konuşmayan ama kahveyi içince de “neden bu kadar konuştum” diye düşünen bir insan olarak yürüyüş halindeyim.
Kafamın içi ise biraz Karşıyaka vapuru gibi: herkes konuşuyor ama kimse kimseyi tam duymuyor.
Ve en çok düşündüğüm şeylerden biri şu:
Otizmli birey öğretmen olabilir mi?
Bunu bazen yürürken, bazen otobüste “acaba bir şey mi unuttum” hissiyle, bazen de markette kasiyer bana “kart mı nakit mi?” dediğinde 3 saniye donup kalınca düşünüyorum.
İç sesim hemen devreye giriyor:
— “Kanka sen zaten kendi hayatını organize edemiyorsun, sınıf mı yöneteceksin?”
Ben:
— “Ama belki de mesele tam olarak o değildir?”
İşte orada başlıyor hikâye.
Otizmli birey öğretmen olabilir mi? sorusunun etrafında dönen yanlış anlamalar
Bu soru aslında sandığımızdan daha kalabalık bir soru. Sadece bir meslek meselesi değil; toplumun “kim ne yapabilir?” listesiyle ilgili gizli bir kontrol paneli gibi.
Bir kahvehanede oturup konuşan amcalar gibi düşün:
— “Öğretmen dediğin sabırlı olur.”
— “Çocuklarla hemen iletişim kurar.”
— “Sürekli göz teması kurar.”
Tam burada içimden hafif bir gülme geliyor. Çünkü insan dediğimiz şey zaten tek tip değil.
Otizmli birey öğretmen olabilir mi? sorusunu sanki şöyle çevirmek istiyoruz:
“Standart olmayan biri, insanlara bir şey öğretebilir mi?”
Ama ben İzmir’de vapur beklerken şunu gördüm: herkes biraz standart dışı zaten.
Bir gün minibüste biri telefonla bağırarak konuşuyor, diğeri camdan dışarıyı sanki başka bir evrene bakar gibi izliyor, ben de içimden geçenleri sessize almayı beceremiyorum.
Hepimiz farklı frekanslardan yayın yapıyoruz.
“Uyum sağlamak” denen şeyin garipliği
Toplum bazen şöyle bir şey bekliyor:
“Her şey akıcı olsun, herkes aynı hızda düşünsün, aynı şekilde tepki versin.”
Ama sınıf dediğin şey zaten küçük bir kaos laboratuvarı.
Bir öğretmen düşün:
— Bir çocuk sürekli kalemle ritim tutuyor,
— Bir diğeri sıranın altına saklanmış sakız çiğniyor,
— Üçüncüsü “öğretmenim bu dünya gerçek mi?” diye soruyor.
Ve öğretmen sadece ders anlatmıyor; aynı anda bir orkestra yönetiyor.
Bu noktada Otizmli birey öğretmen olabilir mi? sorusu daha gerçek bir şeye dönüşüyor:
Belki de mesele “nasıl öğretmen olunur?” değil, “nasıl bir öğretmenlik mümkündür?” sorusu.
Sınıfın içinde düzen, rutin ve benim dağınık zihnim
Benim zihnim bazen açık pazar gibi. Her tezgahta başka bir düşünce, biri bağırıyor:
— “yarın yapılacaklar!”
Diğeri:
— “o mesajı niye öyle yazdın?”
Bir başkası:
— “acaba kediler bizi yönetiyor olabilir mi?”
Böyle bir zihnin öğretmenlik fikriyle karşılaşması biraz komik aslında.
Ama sonra şunu düşünüyorum: Belki de düzen dediğimiz şey, dışarıdan görünen bir illüzyon.
Bir öğretmen sınıfa giriyor:
— “Çocuklar bugün konu: fotosentez.”
Ama o sırada kendi içinde:
— “kapıyı kilitledim mi, yoksa sadece düşündüm mü?”
İşte bu insanlık hali.
Rutinlerin gücü
Otizmli bireyler hakkında konuşurken en çok atlanan şeylerden biri rutinlerin gücü. Oysa rutin dediğin şey bazen hayatın iskeleti.
Ben mesela sabah aynı kahveyi içmediğimde günün geri kalanını “deneme sürümü hayat” gibi yaşıyorum.
Bir öğretmen için de rutin, sınıfın görünmeyen omurgası olabilir.
Dersin başlangıcı, geçişleri, kapanışı… Bunlar bir tür ritim.
Ve ritim dediğin şey sadece müzikte değil, insan ilişkilerinde de var.
Gerçek hayattan küçük sahneler
Bir gün bir arkadaşım öğretmenlik stajından döndü. Saçları hafif dağınık, gözleri “ben bugün hayatla dövüştüm” bakışı.
Dedim ki:
— “Ne oldu?”
O da dedi ki:
— “Bir öğrenci bana ‘siz hiç yorulmuyor musunuz?’ diye sordu.”
Orada bir durdum.
Çünkü bazen en basit sorular en ağır şeyleri açıyor.
Otizmli birey öğretmen olabilir mi? sorusunu düşünürken bu sahneler geliyor aklıma. Çünkü öğretmenlik sadece anlatmak değil, aynı zamanda anlamak.
Ve anlamak bazen çok sessiz bir şey.
Sınıfta görünmeyen anlar
Bir sınıf düşün:
Öğretmen tahtaya bir şey yazıyor.
Arka sırada biri hayal kuruyor.
Ön sırada biri sürekli sorular soruyor.
Ve bir yerde, herkesin aynı anda aynı şeyde olmadığı bir düzen var.
Belki de eğitim dediğimiz şey, bu farklılıkların içinde bir köprü kurmak.
Empati, farklılık ve öğretmenlik becerisi
Empati kelimesi çok süslü duruyor ama aslında günlük hayatta daha basit çalışıyor.
Mesela biri geç cevap verdiğinde:
— “yoğun galiba”
ya da biri göz teması kurmadığında:
— “belki de düşünüyordur”
Bu kadar.
Ama biz bunu büyütmeyi seviyoruz.
Otizmli birey öğretmen olabilir mi? sorusu burada başka bir yere evriliyor:
Belki de mesele “kim nasıl hissettiriyor?” değil, “kim neyi nasıl ifade ediyor?”
Ben İzmir’de yürürken bazen insanları izliyorum. Kimse birbirine tam benzemiyor ama herkes bir şekilde ilerliyor.
Ve öğretmenlik de biraz böyle: aynı yolu farklı adımlarla yürütmek.
Farklı iletişim biçimleri
Bir öğretmen bağırarak da anlatabilir, sessiz kalarak da.
Bir öğrenci bakarak öğrenebilir, bir diğeri dokunarak, bir başkası deneyerek.
Bu çeşitlilik içinde “uygunluk” diye bir şey varsa, o da esneklik olabilir.
Kendi iç sesimle konuşmalar
İç sesimle aram bazen çok kalabalık.
Bir gün markette sıradayım.
İç ses:
— “Sakın yanlış kartı verme.”
Ben:
— “Zaten iki kartım var, hayat neden böyle?”
Kasiyer:
— “Fiş ister misiniz?”
Ben:
— “Hayır ama hayatın bir fişini isterdim.”
Kasiyer bakıyor.
İç ses:
— “Sus artık.”
İşte böyle anlarda düşünüyorum: İnsan zaten kendi içinde bile farklı sistemleri yönetiyor.
Otizmli birey öğretmen olabilir mi? sorusu burada daha insani bir şeye dönüşüyor. Çünkü mesele “uyum sağlamak” değil, “birlikte çalışmak”.
Kaos içinde anlam üretmek
Sınıf bir düzen değil, sürekli değişen bir ekosistem.
Bir gün her şey yolunda gider, ertesi gün kimsenin defteri yoktur.
Ama öğrenme yine olur.
Çünkü öğrenme bazen planlı değil, yaşanan bir şeydir.
Newmacy okurlarıyla “Otizmli birey öğretmen olabilir mi” konusunu paylaşmak gerçekten güzeldi. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!
Bir tahtanın önünde herkes biraz aynı
Bir gün kendimi hayal ettim: sınıfta öğretmenim.
Tahta var, kalem elimde, çocuklar bana bakıyor.
Bir an duruyorum.
İç ses:
— “Şimdi ne anlatacaktın?”
Ben:
— “Hatırlarsam söylerim.”
Sonra gülüyorum.
Çünkü bazen en ciddi şeyler bile insanın kendi içindeki komiklikle dengeleniyor.
Otizmli birey öğretmen olabilir mi? sorusunun cevabı aslında tek bir cümle değil.
Belki de sınıf dediğimiz şey, herkesin kendi ritmiyle aynı şarkıyı çalmaya çalıştığı bir yer.
Ve öğretmenlik, bu şarkıda sadece tempo tutmak.
Yanlış notalar da var, duraksamalar da, hızlı bölümler de.
Ama yine de müzik devam ediyor.
Ve belki de en önemlisi şu:
Hiç kimse bu orkestrada tek başına değil.