Mersin’in Neyi Meşhur? Akdeniz’in Kenarında Fazla Samimi Bir Şehir Üzerine İç Sesli Bir Yolculuk
İzmir’de yaşıyorum ve kendimi “Ege’nin hafif rüzgârıyla olgunlaşmış ama hâlâ içi çocuk kalan biri” olarak tanımlıyorum. Yani dışarıdan bakınca sakinim, ama içimde sürekli “şu an hayatı doğru mu yaşıyorum?” diye sorgulayan küçük bir ekip var. Böyle bir ruh haliyle Mersin’e ilk kez gittiğimde aklımdaki tek soru şuydu: Mersin’in neyi meşhur?
Cevap kısa değilmiş. Hatta şehir resmen “tek cevap vermem, otur anlatayım” modunda.
Mersin’in neyi meşhur? sorusuna ilk tokat gibi cevap: Tantuni
İlk durak, tabii ki tantuni. Şimdi dürüst olayım: İzmir’de boyozla büyümüş biri olarak kendimi sokak lezzetlerinde tecrübeli sanıyordum. Ama Mersin’e gelip de tantuniyi ilk ısırdığım an iç sesim şunu dedi:
“Sen bugüne kadar ne yedin kardeşim?”
Tantuni öyle bir şey ki, basit gibi görünüyor ama değil. İncecik doğranmış et, baharat, lavaş… Sonra bir bakıyorsun, hayat kararların bile daha netleşmiş. Abartmıyorum.
Yanımda arkadaşım vardı, İzmir’den beraber gelmiştik. İlk lokmadan sonra:
— “Bunu neden biz İzmir’de böyle yapmıyoruz?”
— “Çünkü o zaman Mersin bize dava açar.”
İşte böyle bir mutfak gücü var. Mersin’in neyi meşhur? sorusunun ilk ve en net cevabı: Tantuni. Tartışmaya kapalı.
Deniz, sıcak ve biraz da “terleten samimiyet”
Mersin’e yazın gittiyseniz zaten geçmiş olsun. Çünkü şehir sizi önce bir sarıyor, sonra “hoş geldin ama biraz terleyeceksin” diyor.
İzmir’de sıcak olur ama Mersin’de sıcaklık sanki kişilik kazanmış. Klimasız bir kafede otururken kendi kendime şunu düşündüm:
“Ben neden tatildeyim ve neden güneş bana kişisel husumet besliyor?”
Ama deniz var ya… o deniz bütün şikâyetleri siliyor. Akdeniz’in o duru hali insanı garip bir şekilde sakinleştiriyor.
Mersin’in neyi meşhur? dediğimizde turunçgiller sahneye çıkıyor
Bir şehir düşünün ki portakal, limon, mandalina sanki dekor değil de karakter gibi. Mersin tam olarak öyle.
Bir sabah kahvaltıda portakal suyu içiyorsun ama sanki portakal sana bakıp “ben burada büyüdüm” diyor. İzmir’de bile bu kadar iddialı narenciye görmedim.
Bir noktada şunu fark ettim:
Mersin’de meyve yemek değil, meyveyle bir ilişki kurmak gerekiyor.
Narenciye bahçelerinde kaybolma hissi
Bir gün şehrin biraz dışına çıktık. Portakal ağaçları arasında yürürken arkadaşım dedi ki:
— “Burası gerçek mi?”
Ben de dedim ki:
— “Eğer değilse, çok kaliteli bir rüya.”
İşte Mersin’in neyi meşhur? sorusu burada başka bir boyuta geçiyor: sadece yemek değil, doğa da menüde.
Kızkalesi: Denizin ortasında “ben buradayım” diyen tarih
Kızkalesi
Kızkalesi’ni ilk gördüğümde iç sesim yine devreye girdi:
“Bu resim mi, yoksa ben fazla mı yoruldum?”
Denizin ortasında duran o kale, sanki “ben buradayım ve kimse beni taşımadı” diyor. Teknelerle yanına gidiyorsun, ama orada bir tarih ağırlığı var.
Arkadaşım dedi ki:
— “Burası Game of Thrones mekânı olabilir.”
Ben:
— “Olabilir ama ejderha yerine güneş yakıyor.”
Mersin’in neyi meşhur? sorusuna tarih açısından bakarsak, Kızkalesi kesinlikle listenin VIP üyesi.
Mersin mutfağı: Tatlı krizlerinin merkezi
Mersin sadece tantuni değil, tatlı konusunda da “ben buradayım” diyor.
Cezerye: Havuçtan gelen beklenmedik mutluluk
Cezerye ilk duyduğumda açıkçası çok heyecanlanmamıştım. Havuç sonuçta… Tatlı mı olur?
Oluyormuş.
Bir ısırık aldım ve iç ses:
“Tamam, havuçla barışıyoruz.”
Kerebiç ve köpük olayı
Kerebiç yanında gelen o köpük var ya… İşte o olay tamamen başka bir evren. Tatlıyı yiyorsun ama aynı zamanda bir ritüele katılıyorsun gibi.
Arkadaşım:
— “Bu köpük ne?”
Ben:
— “Sanırım tatlının duygusal kısmı.”
Mersin’in neyi meşhur? sorusuna gastronomi açısından cevap vermek istiyorsak, liste burada uzayıp gider.
Marina, sahil ve “ben burada yaşarım” hissi
Mersin Marina
Akşam marina tarafına gittiğimde klasik iç sesim yine sahneye çıktı:
“Tamam, burada yaşanır ama maaş konusu hâlâ çözülmedi.”
Kafeler, yürüyüş alanları, insanlar… Herkes sanki hayatını biraz daha yavaş yaşamayı öğrenmiş gibi.
İzmir’de de sahil var ama Mersin’de sahil biraz daha “ben buradayım ve acelem yok” diyor.
Mersin’in neyi meşhur? diye soranlara sokak kültürü cevabı
Şehirde dolaşırken en sevdiğim şey insanları izlemek oldu. Çünkü Mersin’de herkes bir şekilde kendi ritminde.
Bir markette kasiyerle müşteri arasında geçen diyalog bile mini dizi gibi:
— “Poşet ister misiniz?”
— “Yok, ben hayata karşı dayanıklıyım.”
Bu kadar doğal bir hayat akışı var.
İç ses: Turist modundan varoluşsal krize geçiş
Bir noktada kendimi şunu düşünürken buldum:
“Ben burada tatilde miyim yoksa hayatımı yeniden mi değerlendiriyorum?”
Mersin öyle bir şehir ki, sadece gezmiyorsun; düşünüyorsun.
Muz bahçeleri: Tropik sürpriz
Mersin’in bir başka sürprizi de muz. Evet, Türkiye’de muz deyince akla direkt Akdeniz geliyor ama Mersin bunu biraz daha ciddiye almış.
Bir muz bahçesinde yürürken arkadaşım:
— “Burası Türkiye mi?”
Ben:
— “Evet ama tropik güncelleme almış.”
Mersin’in neyi meşhur? sorusuna tropikal cevap: Muz.
Mersin’de hayat: Fazla güneşli bir gerçeklik
Şehirde birkaç gün geçirdikten sonra fark ettim ki Mersin insanı biraz farklı. Daha direkt, daha sıcak, daha “gel bir çay içelim” kafasında.
İzmir’de bile bu kadar hızlı kaynaşma olmuyor.
Bir taksiciyle sohbet:
— “Nereden geliyorsun?”
— “İzmir.”
— “Güzel, biz de İzmir’i severiz.”
Ve konu kapanıyor. Bu kadar. Ne analiz, ne sorgu.
Mersin’in neyi meşhur? sorusunun duygusal özeti
Şehirden ayrılırken düşündüm: Bu sorunun tek bir cevabı yok. Çünkü Mersin bir “şey” ile değil, bir “hissetme hali” ile meşhur.
Tantuni yiyorsun, denize bakıyorsun, sıcakla mücadele ediyorsun, portakal kokusunu içine çekiyorsun… Ve bir anda şunu fark ediyorsun:
“Ben burayı sevdim ama neden sevdiğimi tam açıklayamıyorum.”
İşte Mersin tam olarak bu.
Son iç monolog: Dönüş yolunda kafada kalanlar
Otobüse binerken son kez geriye baktım. İç sesim yine konuştu:
“Tamam, geldin gördün… Peki şimdi İzmir’de tantuni aramaya başlayacak mısın?”
Cevap vermedim.
Çünkü bazı şehirler cevap değil, alışkanlık bırakır.
İlgili Yazımız: Kel'in İngilizcesi nedir ?